Kitap Rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2024 Cumartesi

İvan Aleksandroviç Gonçarov / Oblomov


İvan Aleksandroviç Gonçarov / Oblomov 

“Oblomov birden parladı:

-Hayır, hiç de değil! Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın hâline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.” (Sayfa:32)

-(...) Hiçbir şeyden umudu kesmemeli. İnsan kendini bir bıraktı mı yandı? (Sayfa:42)

-Zaten Oblomov yaşlandıkça, kendisine bir çocuk utangaçlığı geliyordu. Dışarı ile bağlantısı azala azala kendi hayatının dışında kalan her şeyden ürküyor, çekiniyordu. Ama odasının tavanındaki çatırtılardan korkmuyordu; onlara alışmıştı. Odasındaki kapanık havanın, bütün gün dört duvar arasında oturmanın sağlığına gece rutubetinden daha zararlı olacağını, durduğu yerde yemek üstüne yemek yemenin insanı yavaş yavaş çökerteceğini düşünmüyordu; çünkü bunlara alışmıştı; alıştığı şeylerden korkmuyordu. Alışmadığı şey, hareket etmek, hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı. Fazla kalabalıkta boğulur gibi oluyordu; bir kayığa binse, bir daha karaya ayak basamayacağı kuruntusuna kapılıyordu; arabaya binse atlar gemi azıya alıp kaçacaklar sanıyordu. Bazen delice korkulara düşüyor, çevresindeki sessizlikten ürküyor, şaşırıp kalıyor, vücudunu soğuk ürpermeler sarıyordu. Gözleri karanlık bir köşeye saplanıyor, oradan bir hayalet çıkıverecek sanıyordu. (Sayfa:72) 

-Evet, hayat konusunda şairim, çünkü hayat bir şiirdir. Onu insanlar berbat ediyor. (Sayfa:220)

-(...) Her şeyi biliyorum, anlıyorum, ama gücüm, iradem yok. (Sayfa:225)


Niçin böyle dertlisiniz? 

-Bilmem ki, Olga Sergeyevna. Mutlu olmama da neden yok; nasıl olayım? 

-Çalışın, insanlarla daha fazla düşüp kalkın. 

-İnsanın bir gayesi olmalı ki, çalışsın. Benim gayem ne? Hiçbir şey. 

-Gaye yaşamak. 

-İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat. (Sayfa:286)

Kaynak: İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomov, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney



18 Haziran 2024 Salı

Sezai Karakoç - Diriliş Muştusu

 

Sezai Karakoç'un “Diriliş Muştusu” Adlı Eserinden Alıntılar

-Diriliş eylemi, bir meşaleyi en elverişsiz şartlarda bile söndürmeden elde tutma, yüksekte tutma girişimidir. (Sayfa:8)

-İnsan kendi barikatlarının mahkumu ve kendi zincirlerinin tutsağı olmuştur. Ama bu kıyamete kadar sürüp gidecek değildir. Diriliş nesli, bu mahkumluğa, bu tutsaklığa başkaldırmanın cesaretini gösterecek ve bu başkaldırmayı yeni uyuma dönüştürmenin yöntemini kestirecektir. (Sayfa:13)

-Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ürkmeyiniz. İnsanın alınyazısı, ağırlığıyla, şartların ötesindedir. (Sayfa:13)

-Azgın bir kışı yaşıyoruz. Bunu aşarsak, sabır ve dayanıklılık gösterirsek, bahar ve arkasından yaz gözükecektir.

Ve çiçeklerin en üstünü ve meyvelerin en kurtarıcısı, bir ilâhî armağan gibi, dalların ucundan uzanacaktır göğe açılmış ellere doğru. (Sayfa:14)

-Diriliş, bir özgürlük kültürü ve uygarlığıdır. Doğu ve Batı kültürlerine karşı özgürdür diriliş kültürü. Hakikat uygarlığı olan İslâm’ın yeniden açan özgürlük çiçeğidir diriliş kültürü.

11 Haziran 2024 Salı

Yakup Kadri - Yaban

 

Kaybedilen I. Dünya Savaşı'nın sonunda emir eri Mehmet Ali'nin davetiyle Porsuk Çayı'nın kıyısındaki bir köyde kalan genç, vatansever bir subay olan Ahmet Celâl'in gözünden aydın-halk kopukluğunun yoğun bir şekilde anlatıldığı “Yaban” romanı, Yakup Kadri'nin “Anadolu Mezalimini Tahkik Komisyonu” ile birlikte Anadolu'ya yaptığı bir teftiş gezisinin ürünüdür.

Romanın başkahramanı Ahmet Celâl, savaşta sağ kolunu kaybetmiş vatansever bir subaydır. Ahmet Celâl, günlüğünde sağ kolunu kaybetmesiyle ilgili şu ifadeleri kullanır:

 

“Lakin, bu köyde de hiç kimse kolsuz olduğumun farkında değil... Oysa, burada, isterdim ki farkında olsunlar. Zira, sağ kolumu, ben, onlar için kaybettim. İstanbul'da zilletim olan şey burada şerefimdir. Hatta, ilk günler Mehmet Ali ile köyde dolaşırken şuna buna rastgeldik mi, hemen sağ yanımı çevirirdim. Hele, yeni yetişen delikanlılarla genç kızlara ne yapıp yapıp mutlaka bu eksikliğimi hissettirmeye çabalardım. Bu, benim son süsüm, son gösterişim, son çalımımdı. Beş on gün içinde o da gitti. Sağ kolumun yokluğu kimsenin takdirini celbetmek söyle dursun, hatta merhametini bile uyandırmadı. Acaba niçin? Bunu sonradan anladım. Zira, burada, sakatlık hemen herkese mahsus bir hal gibidir.” (Sayfa:19)

 

Köylüler, Ahmet Celâl’e “Yaban” olarak bakmaktadır. Ahmet Celâl’in en normal hareketleri köylüye çok tuhaf gelmektedir:

 

“En basit, en sade, en tabii hareketlerim onlara, bir sirk ortasında, bir soytarının takla atışları, sıçrayışları, yuvarlanışları kadar tuhaf geliyor.

Mehmet Ali’ye soruyordum:

-Niçin her şeyim senin hemşerilerinin bu kadar tuhafına gidiyor?

Mehmet Ali önce inkâr etmek istiyordu; sonra kendini tutamıyor; baklaları, birer nasihat hâlinde, ağzından çıkarıyordu:

-Beyim her gün traş olmayıver.

-Beyim, bu dağın başında sabah akşam dişlerini fırçalamak neyine gerek.

-Beyim, bizde saçlarını kadınlar tarar.

-Beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.” (Sayfa 21)

 

Ahmet Celâl, köy halkının Milli Mücadele’ye karşı ilgisizliğini, kayıtsızlığını büyük bir hayret ve dehşetle izler. Köy halkının bu durumu Ahmet Celâl’in içini adeta yakıp kavurmaktadır.

 

Yakup Kadri’nin “Yaban” Adlı Eserinden Alıntılar

-(...) Ben, burada diri diri, bir mezara gömülmüş gibiyim. Hiçbir intihar bu kadar şuurlu, bu kadar iradeli, bu kadar sürekli ve çetin olmamıştır. (Sayfa:17)

-Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir âlemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlûkları ile dolmağa başlar.

-Kaç yaşımda olduğumu ve arkamda bıraktığım geçmişi unuttuğum gün, kimbilir, ne kadar rahat edeceğim!

8 Haziran 2024 Cumartesi

Kemal Sayar - Merhamet

 

Kemal Sayar’ın “Merhamet” Adlı Eserinden Alıntılar

-Sadece hakikati konuşmak değil, onu duymak da cesaret ister. Cesaretin varsa sus ve dinle. (Sayfa 11)

-Yalnızlığın acısı tıpkı susuzluk gibi. (Sayfa:12)

-Hayatta hiçbir karşılaşma tesadüf değil. Yüz yüze geldiğimiz her insan bize bir şey öğretebilir, bizi mutluluğa veya mutsuzluğa gark edebilir. (Sayfa:14)

-Demek ki, maddi olan manevi olanı satın alamıyor. Demek ki, hayatın özünü maddi olanla değiş tokuş edilemeyen değerler oluşturuyor. (Sayfa:21)

-Kadere karşı konulamıyor. Kader tecelli edecek olduğunda, gören gözler görmez oluyor. İnsanın hayatın akışını kontrol edebileceğini sanması, büyük bir safdillik.

Hayat uzun bir yolculukta bir ağacın altında verilen kısa bir mola gibi. Kervan yürüyor. İnsan acıyla olgunlaşıyor. (Sayfa:24)

-Kalıcılık yurduna inananlar için ölüm bir vuslattır, düğün gecesidir, can kuşunun kafesinden kurtularak özgürlüğe kanat çırpmasıdır. (Sayfa:24)

-O'na aitiz. Hayatı veren, onu alacağı saati belirliyor. Ama yüreğin türlü halleri var. Kuyularda feryat eden bir Yusuf var. Ve o feryadı bir duyan var. (Sayfa:26)

-Sesimi uzaklara yazıyorum. Yas ülkesinin bu en soğuk kışında, bir tipinin ortasında kaybolmuş gibiyim. Bir yol, bir yön belirlemem gerek, ancak bu yolculukta bana kılavuzluk edecek bir haritam yok. (Sayfa:27)

-Hüzün bize dünyanın geçiciliğini, hayatın kırılganlığını öğretir. Güzel bir an, bir daha geri gelmeyebileceği için, dolu dolu yaşanması gereken bir zaman parçasıdır. Evet insan kelebekten daha uzun ömürlü ama etrafındaki her şey anbean zeval buluyor, kaybolup gidiyor. (Sayfa:36)

-Güzellik unutulmaz. (Sayfa:42)

(Kaynak: Kemal Sayar, Merhamet, Kapı Yayınları)

3 Haziran 2024 Pazartesi

Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens

 Küçük Prens'ten En Güzel Alıntılar 

-Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu. (Sayfa 12)

-Onu anlatmaya çalışmam unutmak istemeyişimdendir. İnsanın arkadaşını unutması ne acı. Kaldı ki arkadaşı olan kaç kişi var içimizde? Bir gün onu unutursam gözleri sayılardan başka şey görmeyen büyüklere dönerim. (Sayfa 31)

-“O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.”

(Sayfa 65,66)

-Kendini beğenmişlerin gözünde herkes bir hayrandır. (Sayfa 67)

-Kendini beğenmiş duymadı bile. Çünkü kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler. (Sayfa 69)

-“İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi...”

“İnsanların arasında da yalnızlık duyulur,” dedi yılan. (Sayfa:95)

 

13 Mayıs 2024 Pazartesi

Maddeci Zihniyet ve Değerler

 

“Günümüzün önemli sorularından birisi şu: Onca maddi ilerlemeye rağmen, insanlar neden önceki nesillere göre daha mutsuz?

Özgürlük var ama bağlılık yok. Haklar var ama diğerkâmlık yok. Refah var ama amaç yok.

Bolluk çağında ruh açlıktan kıvranıyor. Maddeci yönelim insanı ıssızlaştırıyor. Ruh çoraklaşıyor. Maddeci değerler derinlerimizde saklı duran emniyetsizlik hissini uyandırıyor ve bizi ancak çok sahip olmakla mutlu olabileceğimiz yanılsamasına götürüyor. Bunun için de zaman satıp para almamız gerek. O kadar çalışıyoruz ki sevdiklerimize ayıracak zamanımız kalmıyor. Anne, babalık ve arkadaşlık gibi paraya tahvil edilemeyen her şey değer kaybediyor. Koşuşturma ve zaman yokluğu içinde kişisel özgürlüğümüz sınırlanıyor. Servet, ün ve imaj uğruna halislik, sahicilik ve özerklik feda ediliyor.

(...) Maddeci zihniyete göre, başka insanları düşünmek, onlara şefkat göstermek size başarı ve kazanç olarak geri dönmediği için insanlara zaman ayırmanız gerekmiyor. İnsanları da şeyleştiren, onları kullanılıp atılabilir eşya derekesine indiren bu anlayış, günümüzde yakın ilişkilerin ve sadakatin altını oyuyor.

(...)

Maddecilik kültürü tamahkârlığı kamçılıyor. Bireyler “kazanan hepsini alır” ekonomileri içinde büyüyor. Amaç sofradan kapabildiğini kapmak. Herkes kendi hırsı ölçüsünde pay talep ediyor. Böyle bir ekonomik manzarada bencillik ve maddecilik, ahlâkî sapmalar olarak değil, hayatın amacı olarak görülüyor. Kendi iyilik hissimizi ve başarımızı içe doğru bakarak, ruhumuzu ve bütünlük duygumuzu tartarak değil, dışa bakarak, neye sahip olduğumuzu ve daha neyi alabileceğimizi tartarak ölçüyoruz. Bu öyle bir dünya görüşü ki başkalarının başarısı; sahip oldukları bilgelik, nezaket veya topluma yaptıkları katkı ile değil, “doğru” elbise, ev veya arabalara sahip olmalarıyla değerlendiriliyor.

(...) İnsan, içinde yaşadığımız çağda en çok yakınlık ve samimiyet arıyor. Güvenebileceği, sırtını yaslayabileceği dostlar arıyor. İşyerlerini bile çalışma arkadaşlarımızı seviyorsak seviyoruz. Günümüz çalışma koşullarında rekabetçilik arkadaşlık ilişkilerini de zehirliyor. Güvensizlik ve rekabetçilik, iş ortamında samimiyetin altını oyuyor. Yakınlığı kaybettiğimizde soğuk, benmerkezci, düşman kişilikler oluveriyoruz.”

2 Mayıs 2024 Perşembe

Megan Daley - Kitap Okuyan Çocuk Yetiştirmek


 

Megan Daley’in “Kitap Okuyan Çocuk Yetiştirmek” Adlı Kitabından Alıntılar

-Yatmadan önce kitap okumak, sakinlik ve günü bitirme anlamına geldiğinden yorucu bir günün ardından güne eklenmesi gereken en kolay rutindir. Ancak gün boyunca kitap okuma rutinlerini oluşturabileceğiniz başka zaman dilimleri de olabilir. Kesinlikle doğru veya tamamen yanlış bir zaman dilimi diye bir şey yoktur. Size ve ailenize en uygun zamanı siz bilir ve ayarlayabilirsiniz. (Sayfa:24)

-Sadece on beş dakikalığına bile olsa kitap okumaya harcanan o süre değerlidir. (Sayfa:26)

-Bir kitap iyi tasarlanmışsa ve kapağı sizi çekiyorsa bunun anlamı, genellikle sadece kapağa değil aynı zamanda kitabın içeriğine de özen gösterilmiş ve kafa yorulmuş olmasıdır. Kitap kapağı bir kitabı tek bir resimde özetler. (Sayfa:59)

-Hikâyeler çağa meydan okur, hayal gücünü besleyen bir ortam oluşturur, bir ruha dokunur ve minik akılları eğitir. (Sayfa:72) (Kelly McDonough)

-Belli bir okuma seviyesine ulaşmak; başarılı şekilde hayata yön vermek ve toplumun bilgili, aktif, katkı sağlayan bir üyesi olmak için çok önemlidir. Çoğumuzun çok iyi bildiği gibi keyif amaçlı okuma kadar sürdürülebilir ve düzenli okuma da akademik başarıya olumlu katkılar sağlamaktadır ve bu durum okumanın, akademik başarıyla nasıl ilişkili olduğunu inceleyen araştırmalarca da desteklenmektedir. (Sayfa:79)

-(...) Görsellerle dolu bir dünyada yaşıyoruz; resimli kitaplar herhangi bir öğretim aracının öğretemeyeceği şekilde görsel okuryazarlığı öğretebiliyor. (Sayfa:83)

-Araştırmalar okuma ve yazma yetkinliği arasında güçlü bir bağ olduğunu öne sürmektedir. Kitap okurlarının çoğunlukla en becerikli yazarlar olduklarının da bilincindeyiz. Okuma ve yazma aynı bilişsel süreçlere dayanmaktadır. Okuma-yazma becerileri birbirini destekler ve güçlendirir. (...) Geniş çaplı okumayla gelişen yoğun kelime hazinesi gençlerin farklı yazım türlerinde ustalaşmalarına yardımcı olur. (Sayfa:85)

-“Yazarların, yazar olmak için en önemli tavsiyelerinin neler olduğu sorulduğunda onların bir numaralı tavsiyesi OKU! Birisi bana yazar olmak için kimin ilham verdiğini sorsa vereceğim cevap küçükken okuduğum yüzlerce kitap derdim.

(...)

Bilgilendirici kitaplardan kaptığım en ufak bilginin, sözcüklerden oluşan koca bir denizde en önemli şey olabileceğini öğrendim. Çizgi romanlardan basit bir karenin tüm hikâyeyi sürükleyebileceğini öğrendim. Anlatım dürüst ve gerçek olduğu zaman basit bir hikâye in bile kalıcı olabileceğini anı yazılarından öğrendim. (Allison Tait) (Sayfa:86)

17 Kasım 2023 Cuma

Kemal Sayar - Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez

 

Kemal Sayar'ın "Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez" Adlı Eserinden Alıntılar 


-Dünya macerasında hepimiz yaralı varlıklarız.


-Kelimeler ruha dokunur, kelimeler ruhu kanatlandırır.


-İyiler dünyanın gizli soylularıdır.


-Ancak ruhunu kaybetmemişler hayal edebilir.


-İyilikten bu kadar uzak kalmak hepimizi hasta ediyor. İnsanın insanın kurdu olduğuna duyduğumuz inanç, dünyayı güvenilmez bir yer kılıyor.


-Ancak iyilikle ruh sonsuzluğa kulaç atar. Ancak iyilikle ruhun ıstırabı diner.


-Zaman gebedir. Şer gibi görünenin içinden bir hayır doğabilir. O an için bize dert veren şeyin yarın bize kuvvet vermiş olduğunu fark edebiliriz.


-Sabır, beklemeyi bilmektir. Bütün kadim öğretiler, olgunlaşmanın sabretmeyi öğrenmekle gerçekleşebileceğinde hemfikirdir.


-Nezaket, sabrın evladıdır. Sabreden öğrenir.


-Herkesin konuşacak tonlarca şeyi olduğu bir dünyada, en çok işitebilen kulaklara ihtiyaç var. Hissedebilen kalplere de.


(Kaynak: Kemal Sayar, Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez, Timaş Yayınları) 





Şermin Yaşar - Ev Yapimi Sihirli Değnek


Şermin Yaşar'ın "Ev Yapımı Sihirli Değnek" Adlı Eserinden Alıntılar 

-Oysa mutluluk denen şey an meselesi. Kısacık anlar, küçük zamanlarda saklı. Bazen yere düşen bir yaprakta, bazen bir dokunuşta, bazen bir bakışta, bir bardak demli çayda, parlayan bir yıldızda, yanan bir mumda, soba üstündeki kestanede, mandalina kokusunda saklı.


-Eğer harekete geçmek için bir sihirli değnek bekliyorsan, emin ol, gelmeyecek. Kalkıp kendin sihirli değneğini kendin yap ve dokun hayatına.


-Çokuz, hepimizin ayrı yaraları var.


-Oysa hayattayız.

Hiçbir şey için geç değil.


-Yalnızlık... Edebiyatın yarısı bu kelime üzerine kurulu. Yüzyılın belası.


(Kaynak: Şermin Yaşar, Ev Yapımı Sihirli Değnek, Elma Yayınevi) 



12 Mart 2023 Pazar

Mustafa Kutlu - Hayat Güzeldir

 

Mustafa Kutlu’nun “Hayat Güzeldir” Adlı Eserinden Alıntılar

-Ne güzel şey nefes almak.

Şu çiçeklerin, kuşların arasında olmak.

 

-Beklemek ne kadar zor.

 

-Âşık olan her zorluğa katlanır. El ele tutuştukları zaman zorluk falan kalmıyordu. Ağaçlar aniden yaprak açıyor, güller kokuyor, kuşlar cıvıldaşıyordu.

 

-Paradan korkulur mu?

Korkulur efendim.

Babayı oğuldan, karıyı kocadan ayıran; haneleri viran eden, sarayları deviren o. Bu nasıl bir yüktür efendi?

 

-Yarabbi hayat ne kadar güzel. Ama bizim gözümüz kör, kulağımız sağır. Ancak dara düştüğümüzde, paçamız sıkıştığında görüyoruz bu güzellikleri. Bu ne kadar nimet! Bunların hangi birine şükretmeli?

 

-Dünya bu.

Cenab-ı Hak bunlarla uğraşalım, ama esas itibarı ile kendisine ibadet edelim, iyi bir kul olalım diye yaratmış insanoğlunu.

Lakin nefsin orduları bu hakikate varmak için çıktığımız seferde yolumuzu kesiyor. Şeytan bizi bir eşyadan ötekine fırlatıyor, gaflet perdesi gözümüzden kalkmıyor.

 

-Güzellik böyledir; çocuk da olsa, yaşlı da olsa, dilinden anlayanı yüreğinden vurur.

4 Mart 2023 Cumartesi

Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor

 


Paulo Coelho – Veronika Ölmek İstiyor

Deliliği, deliliğin felsefesini, toplumdaki delilik anlayışını sorgulatan bir roman... Bu yazımızda Paulo Coelho'nun “Veronika Ölmek İstiyor” adlı romanını ele alacağız.

Kitabın ismi ne kadar ürkütücü ve çarpıcı değil mi? İsmi kadar kendisi de çarpıcı bir roman “Veronika Ölmek İstiyor”. Romanın başkahramanı Veronika yirmili yaşlarda genç bir kızdır. Dışarıdan her istediğine sahip gibi görünür ancak durum tam olarak böyle değildir. Ona göre hayatında hep bir şeyler eksiktir. Hayat onun için oldukça sıradan hâle gelir ve sonunda intihar girişiminde bulunur. Ancak bu intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu intihar girişiminden sonra Veronika bir akıl hastanesine yatırılır. Yazar bunu eserinde şu cümlelerle anlatır:

 

“Duyduğu acıya ve boğulma hissine karşın neler olduğunu hemen anladı Veronika. Kendini öldürmeye çalışmış ama biri gelip onu kurtarmıştı. (...) Gerçek şu ki, ölmemişti ve Villete’e getirilmişti.

Büyük korku kaynağı olan, ünlü tımarhane Villete...” (Syf:24)

 

Aslında bu başarısızlıkla sonuçlanan intihar girişimi Veronika'yı bambaşka şeylere sürükler. Veronika, akıl hastanesinde kaldığı zaman diliminde diğer hastalarla iletişim kurar. Kurduğu bu iletişim ve yaptığı paylaşımlar sonucunda daha önce farkına varmadığı duyguları tadar.

 

Paulo Coelho'nun “Veronika Ölmek İstiyor” Adlı Eserinden Alıntılar

-Kimsenin kimseyi yargılayacak durumu yok. Her insan kendi bilir çektiği acının boyutlarını ya da yaşamında anlamın hepten yok olduğunu. (Syf:26)

-Tüm ömrünü bir şeyler bekleyerek geçirmişti zaten; babasının işten eve dönmesini beklemek, sevgiliden gelecek ama hiç gelmeyen mektubu, yıl sonu sınavlarını, treni, otobüsü, telefonu, tatilleri, tatillerin sonunu beklemek, hep beklemek. Şimdi de kendisiyle önceden randevulaşmış olan ölümü beklemek zorundaydı.

“Böyle bir şey ancak benim başıma gelebilir. Normalde insanlar en beklemedikleri gün ölürler.” (Syf:42)

-(...) akıl hastanesi, delilik, tımarhane, insanların deli olduklarını kabullenmekten çekinmedikleri, sırf başkalarına hoş görünmek için keyifli bir durumdan vazgeçemedikleri bir yer. (Syf:52)

-“Deli olmak, düşüncelerini iletmekten âciz olmak demek. Sanki yabancı bir ülkedesin, çevrede olup biten her şeyi görüyor, anlıyorsun ama istediğini anlatmaktan dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun, çünkü orada konuşulan dili bilmiyor, anlamıyorsun.”

“Hepimiz hissetmişizdir bunu.”

“Hepimiz şu ya da bu biçimde deliyiz zaten.”

-“Her gün her gece binlerce ölüm yaşıyorum, birinizin bile şu kadarcık umurunda değilim.” (Syf:93)


Delilik ve delilik algısı üzerine düşündüren, bu kavramları sorgulatan bir eser olan “Veronika Ölmek İstiyor” adlı eseri beğeneceğinizi düşünüyor ve okumanızı tavsiye ediyoruz.

Okumayı hayatınızın merkezine almanız dileğiyle, kitaplarla dolu günler diliyoruz.


(Kaynak: Paulo Coelho, Veronika Ölmek İstiyor, Can Yayınları) 

İlber Ortaylı - İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?

 


İlber Ortaylı – İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?

İnsan, kendi hayatının mimarı olabilir mi? İnsanın kendi geleceğini kurması mümkün müdür? İnsan kendini nasıl inşa eder? Zaman yönetimi nasıl olmalı? Bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabı İlber Ortaylı’nın “İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?” adlı eserinde mevcut...

Kitap; siyaset, kültür ve tarih üzerine söyleşiler yapan gazeteci Yenal Bilgici'nin ünlü tarihçi İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşiden oluşuyor. Tıpkı “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” adlı eserinde olduğu gibi... Yapılan söyleşide İlber Ortaylı şu soruların cevabını veriyor:

1)İnsan Kendini Nasıl İnşa Eder?

2)Yetenek Nedir, Nasıl Kullanılır?

3)İdame-i Hayat Nedir ve Neden Önemlidir?

4)Zor Zamanlarda Nelerden Güç Alırız?

5)Toplum Kendini Nasıl Devam Ettirir?

6)Eğitimden En Çok Nasıl Fayda Sağlanır?

7)Etrafa Bakma Sanatı Nedir, Nasıl Öğrenilir?

8)İlhamı Nerede Arayacağız?

9)Umudumuzu Nasıl Koruyacağız?

 

Bu kitabı bir “yaşam rehberi” olarak değerlendirirsek hataya düşmeyiz sanırız. Platon, Seneca, Cicero, İbn Haldun, Julius Caesar, Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihî kişiliklerden örneklerle, geçmişin içinde yapılan bir yolculuk olarak da nitelendirebiliriz.

Kitap hakkında kısaca bilgi verdikten sonra sizlere bu kitaptan çarpıcı alıntılar da sunmak istiyoruz.

 

İlber Ortaylı’nın “İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?” Adlı Eserinden Alıntılar

-Çoğu insanın yol açmaya cesareti yoktur. Ya sağa döner ya sola; üçüncü bir yoldan yürümek istemez. Hep hazır yola sapmaya çalışır. Kendi taş yolunu döşeme gayretini bir türlü sarf etmez. Bu bir cüret, cesaret meselesidir.

-Bir yol tıkalıysa diğerinden gidersiniz, o da yoksa üçüncü yolu siz yaratırsınız. Bu, bütün hayatınız için geçerlidir. Ancak bir defa geçtiğiniz yoldan bir daha geri dönmeyeceksiniz. Çünkü lüzumsuz geri dönüş başarısızlıktır, tekrara düşmektir, ufku kapatmaktır. (İlber Ortaylı bunu söylerken ünlü komutanlar Hannibal ve Tarık bin Ziyad’dan örnekler verir.)

-Bir hedef bulacaksınız, o uğurda çalışacaksınız, hedefinizi gerçekleştirmek için bir yol arayacaksınız, yol yoksa da o yolu yapacaksınız. Hayattaki gayemiz budur.

-(...) İnsan yetenekleri ölçüsünde çalışırsa yaptığı işi de sever. İnsan sevdiği işi yapınca işinin büyüklüğünün küçüklüğünün de önemi yoktur.

-Yetenek yetmez. İnsanın hem kendini geliştirmesi hem de çevresinin, içinde yaşadığı dünyanın ve bu dünyanın taleplerinin farkında olması da gerekiyor.

-Çok açık ki insanın gözünü, hafızasını eğitmesi gerekir. İnsanın teknolojiyi kendine uydurması gerekir. Teknoloji sizin mürşidiniz olamaz, siz onu kullanırsınız. Sizden daha hızlıdır ama onu yöneten yine siz olmalısınız.

-Ben her zaman plânlı yaşadım, önüme bakmaya çalışarak yaşadım. Peki, hep doğru olanı mı seçtim? Hayır. 70’li yaşlarımda dahi her zaman en doğru olanı seçtiğini söyleyemem ama rüzgârın önünde savrulmamak, belli bir doğrultuyu seçerek yapmak için plan yapmanın önemini yabana atamam.

Kaynak: İlber Ortaylı, İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?, Söyleşi: Yenal Bilgici, Kronik Yayıncılık)

19 Şubat 2023 Pazar

Mustafa Kutlu - Yoksulluk İçimizde



Mustafa Kutlu / Yoksulluk İçimizde / Alıntılar 

-Ne kadar sürer bu arayış, ne zaman biter bu hasret?

 

Yeryüzü devasa bir tiyatro sahnesidir, herkes rolünü ezberlemeli.

 

Hayatım her gün kazandığım yeni yalnızlıklarla zenginleşiyor.

 

Allah'a güven. Allah'ın inayetini unutma.

 

Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!... Mademki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terke mâni olan ne?

 

Ama sokaklar ve ağaçlar da insanlar gibi yaşlanıp ölüyorlar, hiçbir şey baki değil.

 

“Bir şarkı gibisin artık” Nereden takıldı bu mısra dudaklarıma. Nağmesiz. Tok. Garip bir mısra.

 

Kader teneffüs ettiğin her nefeste seninle.

 

Ölüme ağlama. Kalbe bak. Hata ve isyan ile pişman, ibadet ve taat ile neşveli değilsen zaten ölüsün.


(Kaynak: Mustafa Kutlu, Yoksulluk İçimizde, Dergâh Yayınları) 



14 Şubat 2023 Salı

Ali Ayçil - Yenilgiden Dönerken

 


Ali Ayçil / Yenilgiden Dönerken / Alıntılar 

-Kim hatıralarının yükünü yalnız başına taşıyabilir ki?

 

-Günler, niçin uzadığını, niçin kıvrıldığını bilmediğim bir sarmaşık gibi dolanıp durdu boynuma. Dünya, bensiz de dünyaydı; darılmadım...

 

-Işıltılı bir cümle, oyunbaz birkaç sözcük ruhu uçurmaya yetiyordu. Ve aynı hızla yere de düşüyordu ruh.

 

-İnsan başkalarını seyrettikçe kötürümleşir oysa; başkalarını seyrettikçe kendi hayatının misafiri haline gelir.

 

-(...) dünyayı almıyor bir türlü aklın ve ölüm hiç çıkmıyor aklından.

 

-Başlangıçta sevemediğimizi zamanla seveceğimizi düşünürüz. Oysa zaman sevdirmez, sadece alıştırır.

 

(Kaynak: Ali Ayçil, Yenilgiden Dönerken, Dergâh Yayınları)


25 Temmuz 2022 Pazartesi

Cahit Zarifoğlu - Serçekuş

 


Serçekuş / Cahit Zarifoğlu

Şiirsel bir dil... Güçlü betimlemeler... Köy yaşamının ve doğanın sımsıcak iklimi...

Edebiyatımızda şairliğiyle ön plâna çıkan Cahit Zarifoğlu, çocuk edebiyatı alanında da nitelikli eserler vermiştir. “Serçekuş” da bu eserlerden birisidir. Bu yazımızda Cahit Zarifoğlu’nun “Serçekuş” adlı eserinden bahsedeceğiz.

Yazımızın giriş cümlesinde de belirttiğimiz gibi Cahit Zarifoğlu, köy yaşamının ve doğanın sımsıcak iklimini güçlü betimlemeler aracılığıyla şiirsel bir dil kullanarak okuyucularına aktarmıştır. “Çağdaş bir masal” olarak da nitelendirebileceğimiz bu eserde Zarifoğlu, bir serçeyle avcı arasında geçen ders niteliğindeki bir öyküyle okuyucularına hitap ediyor. “Serçekuş” her ne kadar çocuk edebiyatı çerçevesinde değerlendirebileceğimiz bir eser olmasına karşın hemen hemen her yaş grubunun okuyabileceği bir eser... Yazarın şiirsel üslubu insanı kitabın içerisine çekiyor ve insana eşsiz bir edebî haz veriyor.

Cahit Zarifoğlu’nun “Serçekuş” adlı eseri hakkında kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra eserden etkileyici alıntıları sizlerle paylaşalım:

-Bugün tabiat ne kadar güzel. Kuşkusuz her gün böyle bu. Ama güzelliği görmek her zaman mümkün değil. Bakmasını bilmek gerek. (Sayfa: 6)

-Mutluluk da tahammül ister. Onu da iyi anlamalı. (Sayfa: 6)

-Güzellik uykuyu bırakıp bakınca görülebilir. Aksi hâlde baş tarafı dinlenmemiş bir masal gibi güzelliği anlamak da zor. (Sayfa:7)

-Yaradanın buyrukları da bir nimettir. Emirleri, yasakları ve izinleri. Eğer bize izinleri olmasaydı ne yapardık.

Yemek içmek

Sevinmek ve gülümsemek

Ok atmak, güreşmek

Evlenmek

Yürümek

Oturmak, uyumak, çalışmak

Ve daha milyonlarca izin...

Hepsi ne kadar da çok. Allah ne kadar cömert. (Sayfa:12)

-Ah sabah ne güzeldir. İşte başlıyor.

Geceyi sıkıntıyla geçiren hastalara bir gönül ferahlığı. (Sayfa: 29)

 

Okuyanları şiirsel bir üslubun tüm güzelliklerine ulaştıran, defalarca okunabilecek bir eser “Serçekuş”. Okumayı hayatınızın merkezine almanız dileğiyle, herkese keyifli okumalar...

(Cahit Zarifoğlu, Serçekuş, Beyan Yayınları)

 

 

 

 

18 Temmuz 2022 Pazartesi

Reşat Nuri Güntekin’in “Acımak” Adlı Romanından Alıntılar


Türk edebiyatının en hüzünlü romanlarından birisi olan ve Reşat Nuri Güntekin’in kaleme aldığı “Acımak” adlı eserden en güzel alıntıları sizler için derledik. 

Reşat Nuri Güntekin’in “Acımak” Adlı Romanından Alıntılar

-(...) Parasız hiçbir şey olmaz, deriz... Esas itibariyle çok doğrudur... Fakat çalışan ve irade sahibi bir insanın da az para ile ne büyük işler yapabileceğine bu mektepten güzel misal gösterilemez... (Sayfa: 9)

-Bir insan için zaaftan mahrumiyet de büyük bir zaaf değil midir? Hatta zaafların en büyüğü... (Sayfa:12)

-Acımak... Ben, insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş, nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... (Sayfa:12)

-Mamafih bu saadet, tamamıyla içime siniyor dersem yalan. Kalbimde bir gizli düğüm var. (Sayfa: 53)

-Evet, dünyada tam saadet olmuyor. Ne olurdu şu yaldızlı diplomayı, annemin çamaşır yıkamaktan çatlamış, şişmiş zavallı ellerine verebilseydim? (Sayfa: 53)

-Evet, ben, şimdi büsbütün başka bir adam oldum. Bir köşede kendimi unutturmaktan, başımı dinlemekten başka bir şey istemiyorum. (Sayfa: 86)

-(...) Fakat, ben onu ilk defa, masallarda olduğu gibi, su başlarında, gül bahçelerinde görmüş olsaydım bilmem bu kadar sevecek miydim? İnsanlar hiçbir vakit, ıstırap çektikleri zamanki kadar güzel olamazlar.

(...)

Ben aşkı şiirlerde, romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim. Benim için sevmek, bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti. (Sayfa: 90)

-İnsanlar için şöyle böyle deriz ama aralarında iyileri de var... Fakat yazık ki, onlar, bu dünyada bir türlü bahtiyar olmanın yolunu bulamıyorlar. Ya bir çakır pençe arkadaşa düşüyorlar, ya akraba, ahbap şerrine uğruyorlar. Sessizliklerine, saffetlerine, hilm ve tahammüllerine kurban olup gidiyorlar. (Sayfa: 93)

-İstinat noktaları yavaş yavaş aşınan, sonra günün birinde en ehemmiyetsiz bir sarsıntı ile birdenbire çöken binalara benzedim. (Sayfa: 114)

-Kalbim kızgın demirle dağlanarak hissini kaybetmiş gibi hiçbir şey duymuyorum. Sade çocuklarım Feriha ile Zehra... Onların sevgisini de yüreğimden söküp atabilseydim... Fakat galiba buna imkân olmayacak. Kalbim çarptığı müddetçe bu damar böyle mütemadiyen sızlayıp duracak. (Sayfa: 133)

Reşat Nuri Güntekin / Acımak / Arka Kapak Yazısı

“Acımak”ta görevine bağlılığıyla tanınmış bir ilkokul başöğretmeni olan Zehra Hanım’ın trajik serüveni dile getiriliyor. Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı, onda insanlığın en değerli yeteneğini öldürmüştür: Acımak yeteneğini. Duygusal, geniş ruhlu bir kadın. Güzel, doğru, temiz şeyleri çılgınca seviyor. Ama zaafa, düşkünlüğe ve çirkinliğe acımıyor. Yapılmış bir kötülük için hiçbir gerekçe tanımıyor ve acımadan söküp atıveriyor. Bütün insanları etkilemiş güzel bir duygunun romanı.

(Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu, İnkılâp Kitabevi)

 

 

 

 

 

13 Temmuz 2022 Çarşamba

Rasim Özdenören - Denize Açılan Kapı



Rasim Özdenören / Denize Açılan Kapı

Öykücülüğü ve denemeciliğiyle edebiyatımızda derin izler bırakmış olan Rasim Özdenören’i bu kez “Denize Açılan Kapı” adlı öykü kitabıyla sitemizde konuk edeceğiz.

Rasim Özdenören, insan ruhunun çıkmazlarını kısa öykülerle ele aldığı “Denize Açılan Kapı” adlı öykü kitabında kimi zaman “ölüm” temasını ustalıkla anlatmış kimi zaman da insan ruhundaki çalkantıları dile getirmiştir. İnsan ruhunun derinliklerine kendine has tarzıyla inen Özdenören, hayatın içinden seçtiği kesitleri yine kendine has tarzıyla anlatmış, öyküyü olaydan sıyırmıştır. Öyküyü olaydan sıyırması, sık sık ruhsal betimlemelere yer vermesi, bireyin iç dünyasını ayrıntılı bir şekilde anlatması olay öykülerini seven okurlara hitap etmeyebilir. Ancak tek solukta bir kere okunup bitirilecek bir kitap değildir “Denize Açılan Kapı”.  Defalarca, sindire sindire okumak gerekir kanımızca. Her okuyuşta farklı noktalar keşfedeceğimiz bir eser...

Eser hakkında kısa bir yoruma yer verdikten sonra kitaptan bazı alıntıları sizlere aktaralım.

Rasim Özdenören’in “Denize Açılan Kapı” Adlı Eserinden Alıntılar

-(...) Tıraş olsam mı acaba? Evet tıraşlı olarak yola çıkmak daha güzel. Tazelik. Güneş kadar taze ve eskimemiş. Fakat bizim yaptığımız eskimişliği örtmek. Eskiyoruz aslında ama tıraş olarak gizliyoruz eskimeyi.

- (...) Ben neyi sevdiğimi biliyor muyum? Galiba tükeniyor, sevgi de tükeniyor, her şey de. Bir çaresi olmalı tükenmeyi önlemenin.

- (...) Tekrarı mümkün olmayan tek gerçek var, ölüm. (Kitaplara bakar.) Bunlarsa yaşamayı anlatıyor. Yavanlıkları bundan olsa gerek. Bilmemiz gereken tek gerçeğe yaklaşan bile yok. (Küskün bir sesle) Asıl şaşılacak olan şey budur işte.

-Kimi zaman güneş ışığına boğulmuş tozlu sokaklarda bir başına yalnızlık duyguları boğazına düğümlenmiş olarak ve nereye gideceğini bilmeden dolaşırdı.

-Duru, boş sokaklar hiçbir şey söylemezdi ona. Ya da söylerse eğer, söyledikleri onu kahretmekten başka işe yaramazdı.

-Ama göze aldığı hayatın kaçınılmaz gerekleri diye saydığı, daha doğrusu kendisine öyle belletilmiş olan bütün bunlar, basit bir kapı gıcırtısından daha mı önemli şeylerdi?

-Bütün ömrünü değersiz şeylere boyun eğmeyi öğrenmek için harcamış gibi duyumsuyordu kendini.

-Gidiliyordu, sonra geri dönülüyordu, yeniden yürünüyordu, durup bakınılıyordu, yemek yeniyordu, sonra gene acıkılıyordu, uyanılıyor ve uyunuyordu. Bu muydu? Bunlar için mi soluk tüketiyordu? Hırpalanıyor ve yaşıyordu?

Rasim Özdenören’in “Denize Açılan Kapı” adlı eseri dikkatli bir şekilde okunması gereken bir eser... Herkese keyifli okumalar...

 

 

 

 

 

 


12 Temmuz 2022 Salı

George Orwell - Hayvan Çiftliği



George Orwell / Hayvan Çiftliği

“İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de, tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açlıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını kendine ayırır. Bizse emeğimizle tarlayı sürer, gübremizle toprağı besleriz; oysa hiçbirimizin postundan başka bir şeyi yoktur. (...) (Sayfa: 16)

diyerek ayaklanma çağrısı yapar diğer hayvanlara “Koca Reis” lakaplı domuz. Koca Reis, çiftlikteki hayvanlara ayaklanma çağrısı yaptıktan üç gece sonra ölür. Daha sonra hayvanlar, kendilerini ezen ve sömüren insanlara karşı ayaklanma başlatır ve yönetimi devirerek çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Mutludurlar ve artık geleceğe dair daha umutludurlar. Çünkü insan sömürüsü yoktur artık. Daha eşitlikçi daha özgürlükçü bir yapı kuracaklardır. Domuzların önderlik yaptığı hayvanlar artık kendileri için çalışacaklar ve kendileri için bir hayat kuracaklardır. Kısa bir süre sonra da “Yedi Emir” belirlerler. “Yedi Emir” ise şu maddelerden oluşur:

“1.İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.

2.Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.” (Sayfa: 33)

İlk başta her şey olumludur. Eşitliğin ve özgürlüğün olduğu bu ortamı daha da büyütmek ve geliştirmek için tüm hayvanlar var güçleriyle çalışır. Ancak daha sonra her şey değişir ve hayvanlara önderlik yapan domuzlar insanlardan daha baskıcı bir yönetim ortaya koyarlar. Yaptıkları devrimi yolundan saptıran domuzlar “önder” olarak nitelendirdikleri “Napoleon” adlı domuzun komutasında yukarıdaki “Yedi Emir”e aykırı olarak insanların yaptığı ne varsa onu yaparlar ve sonunda insanlara benzerler. Artık çiftlikte eşitlik ve özgürlük yoktur. Artık duvarda tek bir emir yazılıdır:

“BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR AMA BAZI HAYVANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR”

Masal görünümlü politik bir yergi kaleme almıştır George Orwell. Kitabın arka kapağında ise şöyle bir değerlendirme yapılmıştır eser için:

“Altbaşlığı “Bir Peri Masalı” olan “Hayvan Çiftliği”, bir masal anlatımıyla yazılmıştır ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.”

George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” adlı eseri her kütüphanede bulunması gereken, defalarca okunabilecek muhteşem bir eser... Herkese keyifli okumalar...

(George Orwell, Hayvan Çiftliği, Can Yayınları, 68. Baskı, İngilizce aslından çeviren: Celâl Üster)

 

 

 

 

 

 

 

 


4 Temmuz 2022 Pazartesi

Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu



Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Stefan Zweig

1920’lerin Viyana’sında yaşanan tek taraflı, içine kapanık, hüzünlü bir aşkın öyküsü ve bilinmeyen bir kadının kendisini hiç tanımamış olan adama yazdığı hüzün dolu mektup... Stefan Zweig, “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” adlı eserinde yine derinlemesine yaptığı psikolojik çözümlemelerle karşımıza çıkıyor. Zweig, karakterlerin psikolojisini çözümlemenin yanında bir de aşkın psikolojik çözümlemesini yapıyor. Aşkın, kişide oluşturduğu duygu selini ustalıkla çözümlüyor ve okuyucuya aktarıyor Stefan Zweig.

Gizemli bir kadın, sevdiği adam tarafından hiç tanınmamış olan bir kadın, delice sevdiği tanınmış roman yazarı R.’ye uzun bir mektup yazar. Bu mektup “Sana, beni asla tanımamış olan sana,” hitabıyla başlar. Ve kadın bu uzun ve hüzünlü mektupta ona olan aşkını tüm benliğiyle anlatır. Kadın, eserin ilerleyen bölümlerinde yazdığı bu mektup hakkında da şunları söyler:

“(...) Ama sen, ben yaşadığım sürece bu çığlığı duymayacaksın – ancak öldüğüm takdirde bu benden kalan sana ulaşacak, benden, yani seni herkesten çok sevmiş ama senin tarafından hiç tanınmamış olandan, hep seni beklemiş ama senin tarafından hiç çağrılmamış olandan kalan bir miras.”

Stefan Zweig’ın “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” Adlı Eserinden Alıntılar

-Kelimelerim seni korkutmasın; ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez.

- (...) beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım.

-Biliyorum, ondan sonra yine yalnız olacağım. Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.

Sessiz sedasız, tek taraflı bir aşkın psikolojik çözümlemesi ve hüznün doruk noktası... Okumanızı tavsiye ediyoruz. Keyifli okumalar...

(Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 26. Basım) 


29 Haziran 2022 Çarşamba

Sait Faik Abasıyanık - Semaver



Semaver – Sait Faik Abasıyanık

Edebiyatımızda kendisine saygın bir yer edinen yazarlarımızdan birisi de Sait Faik’tir. Sait Faik, edebiyatımızda öykücülüğüyle öne çıkmış değerli bir yazarımız. Öyküyü olaydan arındıran Sait Faik, daha çok durum öykücülüğüyle ön plâna çıkmış; eserlerinde anlatacaklarını kendi “ben”inden geçirerek anlatmıştır. Öykülerinde genellikle şiirsel bir üslup kullanan Sait Faik, muhteşem betimlemeleri, derin karakter incelemeleriyle de edebiyatımızda dikkatleri üzerine çekmiştir. Öykülerinde yoksullara, kimsesizlere, balıkçılara, emekçilere, işsizlere, çocuklara, denize, ada hayatına yer veren sanatçı, gözlemi her zaman ön plâna çıkarmıştır.

Yazımıza konu olan “Semaver” kitabında da güçlü betimlemeleri ve şiirsel üslubuyla karşımıza çıkmıştır Sait Faik. “Semaver, Stelyanos Hrisopoulos Gemisi, Meserret Oteli, Bir Kıyının Dört Hikâyesi, Babamın İkinci Evi, İpekli Mendil, Kıskançlık, Bohça, Orman ve Ev, Düğün Gecesi, Şehri Unutan Adam, Üçüncü Mevki, Garson, Birtakım İnsanlar, Sevmek Korkusu, Louvre’dan Çaldığım Heykel, Robenson, İhtiyar Talebe, Bir Vapur” adlı kısa öykülerden oluşan bu eser daha çok olaya dayanan öyküleri okumayı seven edebiyatseverler tarafından isabetli bir tercih olmayabilir. Ancak yazarın şiirsel üslubu, ustaca yapılmış betimlemeleri, güçlü gözlemciliği gerçekten takdire şayan.

Kitaba ismini veren “Semaver” adlı öyküsünde yazar, ölümü kendine has üslubuyla anlatmıştır. Öyküde iki karakter var: Ali ve annesi. Fabrikada çalışan bir genç olan Ali, annesini kaybeder ve Sait Faik bu ölümü şöyle anlatır:

“Ali’nin annesine ölüm, bir misafir, bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi geldi. (...)

Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çöküş.” (Sayfa:11)

Sait Faik, ölümü aynı öyküde şöyle anlatır:

“Ölümün karşısında, ne yapsak, muvaffak olmuş bir aktörden farkımız olmayacak. O kadar, muvaffak olmuş bir aktör.” (Sayfa:11)

“(...) Ölüm bildiğimiz kadar korkunç bir şey değildi. Yalnız biraz soğuktu o kadar...” (Sayfa:12)

Sait Faik Abasıyanık’ın “Semaver” Adlı Öykü Kitabından Alıntılar

-Kış ne kadar çok, ne kadar uzun olursa olsun; balık ne kadar az çıkarsa çıksın; yine yaz, bildiği gibi mahrumiyetlerin içinden kafasını kaldıracak ve onu bekleyenlere gelecektir. (Sayfa:16)

-Trifon toprağı sevmez; ona hürmet ederdi. Çünkü birçok sevdikleri orada, onun altında, aklın durduğu bir yerde yaşıyorlardı. Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısı ile dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı. (Sayfa: 19)

-(...) Korku, yol boylarınca etrafımı sarıyor, önümde uzuyor. Sevmekten korkuyorum. Başka arzular, ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak, başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum. (Sayfa:75)

-Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir. (Sayfa:87)

Okumak, okuyabilmek, okuyup okuduklarımız üzerinde düşünüp yorum yapabilmek büyük bir zenginliktir. Bunun farkında olup kitaplarla kalalım. Keyifli okumalar...

(Sait Faik Abasıyanık, Semaver, Yapı Kredi Yayınları)

 

 

 

 

 

 

 

 


Yaşar Kemal - Yılanı Öldürseler

Yaşar Kemal'in kendine özgü üslubuyla kaleme aldığı "Yılanı Öldürseler" romanında Esme ve Halil'in çocuğu olan Hasan roman...